Ülser ve Gastritten Korkmayın..

“Hijyen koşulları ile buna bağlı olarak ortaya çıkan ‘helicobakter’ enfeksiyonununun yaygınlığına göre görülme sıklığı değişen ülserin, gelişmiş ülkelerdeki görülme riski, %10 iken; az gelişmiş ülkelerde bu oran, çok daha yüksek seviyelere varıyor. Gelişmiş ülkelerdeki ‘helicobacter’ oranı %10-30 arasında değişirken; ülkemizdeki bazı yörelerde bu oran, %90’lara kadar çıkıyor.”

Mide duvarlarında yer alan enflamasyonlar ‘gastrit’ olarak adlandırılırken; bu enflamasyonların, midenin en iç katmanlarındaki yara oluşumu da ‘ülser’in gelişimine yol açar. Mide hastalıkları erken dönemlerde mide ağrısı, şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma, bulantı, kusma, midede kazınma hissi ile kendini belli etmekle birlikte; ağrı, genellikle karnın üst tarafındadır. Süt ve antiasit yiyecek alımı ile asit nötralize olacağı için mide ağrıları bir miktar azalır. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde kanama ve delinme gibi yaşamı tehdit edebilecek komplikasyonların gelişimi durumunda; hastalık, endoskopik ya da cerrahi tedaviyi gerektirir.

Ülser ve gastritin sebepleri

Ülser ve gastritin sebepleri arasında helicobacter pylori enfeksiyonu, ağrı kesiciler ve aspirin, otoimmun hastalıklar, safra ve kimyasal irritanlar, aşırı alkol alımı, asit salgılamasını artıran hormonal hastalıklar ve alerjik reaksiyonlar vardır.

Son 20 yılda ülser ve gastrit ile ilgili oldukça yol kat edildi. Daha önceleri sebebi pek anlaşılamayan bu hastalıklar; perhiz, uzun süreli anti-asit kullanımı ve çoğu kez ameliyatlar ile tedavi edilirken, Avustralyalı iki bilim adamının bu hastalıkların pek çoğuna bir enfeksiyonun yol açtığını bulması ile ağırlıklı olarak; antibiyotik tedavisine yönelinerek; daha kalıcı etki alındı.

İçki ve sigaranın ülser üzerindeki etkisi

Sigara kullanımı, hem ülser riskini hem de buna bağlı olarak gelişen komplikasyon riskini artırır. Ülseri olan kişilerin iyileşme sürece de sigara kullanımı ile gecikir. Aşırı miktarda alkol kullanımı ya da alkolün yiyeceksiz olarak tüketimi de gastrite yol açar.

Ülser tanısı

Geçmişte ülser tanısı için radyolojik incelemeler kullanılırken; günümüzde endoskopik tekniğinin ilerlemesi sonucunda artık tamamen bu yöntem tercih ediyor. Endoskopi aynı zamanda olası diğer hastalıkların tanımlanmasına, şüpheli durumlarda biyopsi alınmasına, kanama gibi komplikasyonların olması durumunda müdahale edilmeye olanak tanımaktadır. Karın içindeki diğer hastalıklar, mide ülserleriyle kolaylıkla karışabilmekte; bu nedenle özellikle orta yaşın üzerindeki kişilerin daha dikkatli olması gerekmektedir.

Hemen inceleme gerektirecek alarm bulgular nelerdir?

Gastrit ve ülserler; genellikle uzun süreli ve iyi huylu hastalıklar olmasına rağmen, bazı şikayet ve bulgular daha acil müdahale ve incelemeyi gerektirir. Ülser vakaları ile ilgili olarak, acil müdahale ve incelemeyi gerektiren bulgular kanlı ya da kahve telvesi tarzda kusma, siyah renkli dışkılama, istem dışı kilo kaybı, kronik bulantı ve kusma hali, karında ele kitle gelmesi ve sebebi açıklanamayan demir eksikliği ve kansızlık.

Ülserin tedavisi

Ülser tedavisi, genellikle hastalığı ortaya çıkaran sebebe bağlı olmakla beraber; helicobakter enfeksiyonunun bulunduğu durumlarda, antibiyotik tedavisini gerektirir. 2 haftalık antibiyotik tedavisi sonrasında bakteri, genellikle temizlenir.

Ülserin aspirin ve ağrı kesici ilaç kullanımına bağlı olarak geliştiği durumlarda ise aspirin dozunun düşürülmesi, tedaviye yardımcı olur. Ağrı kesicilerin mide üzerine etkileri farklı olduğundan, bu ilaçların ya direkt olarak kesilmesi ya da ağrı kesicinin mideye en az zarar verecek ilaçlar ile değiştirilmesi gereklidir. Bu ilaçların kullanımının kesinlikle gerekli olduğu durumlarda ise genellikle proton pompa inhibitörü denilen mideden asit salgısını engelleyici ilaçlarla birlikte kullanılabilir.

Ülserler bazen kendi kendilerine iyileşebildiği gibi, bazen de yaşamı tehdit edebilecek komplikasyonlara da yol açar. En sık görülen komplikasyon kanama olup; mide kanaması kendini ya kanlı kusma ya da siyah dışkı ile belli eder. Ani kanamalarda tansiyonun düşmesine bağlı olarak; bayılma, halsizlik ve solgunluk görülebilir. Bazen de ülserler tüm mideyi geçip; delik oluşturabilecek kadar derin yaralar oluşturabilir. Mide kanaması ile bu derin yaralar, acil müdahale ve ameliyat ile tedavi edilir. Bazen de iyileşen yaralar, mide çıkışında darlıklara yol açar; bu durum da cerrahi ya da endoskopik tedaviyi gerektirir.

ÇOCUKLARDA REFLÜ

Kendini değişik şekillerde gösteren reflü, çocuklarda şu şikâyetlerden bir ya da birkaçının gözlenmesi ile belirlenebilir:

• Çocuğun irritabıl olması, ani ağlama ya da kolik tarzı atağa neden olması

• Çocuğun sık sık tükürmesi ya da kusması

• Yemekten bir ya da birkaç saat sonra çocuğun kusması

• Çocuğun yaşının ilerlemesine rağmen, yemek sonrası kusmaların devam etmesi

• Çocuğun aç olmasının dışında, yemek yemeği reddetmesi

• Ağız kokusu

• Sesi “ıslak” olan geğirme ve hıçkırıklar

Nadir olarak da büyümede gelişim sorunu, sıklıkla boğaz enfeksiyonları ve üst solunum yolları hastalıkları ile sesin kalın-boğuk olması durumlarında ise “pnömoni astım” izlenir. Ciddi vakalarda gelişim geriliği bile görülebilir. Sıkça görülen kulak enfeksiyonu, dişlerde çürüme oluşumu ile sinüzit de izlenen bulgular arasındadır. Bazı durumlarda ağızdan salya akması da gözlemlenir.

ABD’de 7 milyon çocukta reflü olduğu bildirilmekle birlikte; çocuklarda hastalıklara teşhis konulurken; ne yazık ki reflü düşünülmemekte ve sıklıkla atlanmaktadır.

Bebeklerin yaklaşık %65’i, yemek sonrası gıdalarını geğirir ve bu durum fizyolojik olarak doğal kabul edilir. Gerek içeriğin fazla olması, gerekse oluşum sıklığı sonucu komplikasyonların görülmesi nedeni ile bu durum, hastalık olarak tanımlanabilir.

Pek çok bebekte fizyolojik olarak doğal bir şekilde görülebilen reflü, zamanla azalarak ortadan kalkar ve herhangi bir komplikasyona yol açmaz. Bu durumlarda çocuğun ailesine detaylı bilgi verilmesi yeterli olur. Ancak daha ciddi durumlarda bazen mide asitinin özafagusa etkisi ile burada enflamasyon gelişebilir. Bu durum ise ciddi ağrılar ile yutkunma sorunlarına yol açar. Bu enflamasyon, yemek borusunda ödem yaratabildiği gibi yara dokusu ile darlık oluşumuna da sebebiyet verebilir. Bu durumun getireceği ağrı ve zorluk neticesinde; eğer bebek yemek yemeyi kısıtlarsa, bebeğin büyümesi duraklayabilir.

Hastalığın tanısı için yutkunma filmleri (baryum esophagogram), pH testi ya da endoskopi yardımcı olabilir ancak çoğu kez doktorlar, hastanın hikâyesinden yola çıkarak tanı koyabilir.

Tedavide; beslenme alışkanlıkları ile beslenme tekniklerinin düzenlenmesi önerilir. Bebeğin uyanık saatlerinde dik tutulması, gazının çıkarılması ile baharatlı yiyeceklerden kaçınılması, mamanın daha koyu olarak hazırlanması tavsiye edilir. Beşiğinin başucunun biraz yükseltilmesi de gece uykusu için faydalı olur. Bebeğin giysilerinin de çok sıkı olmaması gerekir. Gerektiği takdirde, anti-asit ya da asit salgını engelleyen ilaçlar, doktor gözetiminde kullanılabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir